Varoluşçu Terapi Teknikleri ∣ Yalom Kitabı

Varoluşçu terapi, psikoterapiler içerisinde özgün yere sahiptir. Olaylara yaklaşımı diğer tüm ekollerden farklıdır. Temel olarak insan varlığının özüne değinir. Hayattaki sorunların aslında birer varoluşsal sorun olduğunu öngörür. Varoluşçu psikoterapi İrvin Yalom tarafından kuramlaştırılmıştır diyebiliriz.


İrvin Yalom Varoluşçu Psikoterapi adıyla yayınladığı kitapta, varoluşçu terapinin özünü açıklamıştır. Kitapta varoluşçu terapi teknikleri ayrıntılı olarak anlatılmış. Bilişsel Davranışçı Terapi yazımızda bahsettiğimizden tamamen farklı teknikler ve teorilerle karşılaşacağız. Varoluşunuzun özüne doğru yolculuğa hazır mısınız?

Yazıyı yazmam da bana en çok yardımcı olan kaynak İrvin Yalom’un kitabıdır. Varoluşçu terapi başka kaynaklardan da öğrenilebilir fakat ben en değerli gördüğüm kaynağı kullanacağım. İrvin D Yalom Varoluşçu Psikoterapi kitabında bahsettiğimiz terapinin hangi konularla ilgilendiğinden nasıl yapılacağına kadar tüm konularından bahsediyor.

  • Varoluşçu Psikoterapi Nedir?

Varoluşçu Terapi, insanın varoluşundan kaynaklanan sorunlarla ilgilenir. Buna göre ölüm, hayatımızdaki tüm korkularımızın ana faktörüdür. Nihayetinde tüm anksiyetelerimiz ölümden dolayıdır. Dünya’da hangi canlı ölmek ister? Hepimizin en büyük korkusu ölümdür. Tüm canlılar hayatta kalmak için çabalar.

Ölüm, belki de hayattaki en mühim konumuzdur. Varoluşçu Terapi kuramı 4 temel konu üzerine kurulmuştur. Bunlardan ilki-en önemlisi ölümdür.

Varoluşçuluk Felsefesi Sartre tarafından temsil edilir. Ona göre önceden belirlenen, kader gibi bir yazgı yoktur. İnsan, kendisinin ne olacağına yine kendisi karar verir. Varoluşçuluk felsefesinin özünü insanlar ve diğer varlıklar arasındaki karşılaştırma oluşturur.

İrvin Yalom’dan sonra benim şahsen en beğendiğim Varoluşçu Psikoterapist olarak nitelendirebileceğim kişi Viktor Emil Frankl’dır. İnsanın Anlam Arayaşı adlı kitabı, geçtiğimiz yüzyılın en önemli olaylarındaki insan yaşantılarını anlatır.

İkinci Dünya Savaşı hakkında hepimizin az biraz bilgisi vardır. Nazilerin zulmünü hepimiz biliriz. Peki o insanlar gerçekten neler yaşadı? Ölüme doğru gittiklerini bilen insanlar neden yürümeye devam ettiler? Bu soruların tüm cevapları Viktor Emil Frankl tarafından yazılan İnsanın Yaşam Arayaşı kitabında saklı!

Varoluşçu Terapi Nedir?

Varoluşçu terapi 4 temel üzerine kurulmuştur. Temellerden ilki ölümdür. Hayatımızdaki gösterdiğimiz tepkilerin çoğu 4 temele dayalı oluşur. Kendini savunma mekanizmaları klasik psikolojiden farklı incelenir.

1) Ölüm

Var olduğunu bilmek insan için çok önemli. Şuan da varız, bunu biliyoruz. Asıl korkutucu olan günün birinde olmayacak olmamız. Ne kadar korkunç! Gerçek, gerçekten hiç bu kadar korkunç olmamıştı. Günün biri gelecek ve o zaman olmayacağız.

Hayatımızın ilk günlerini-aylarını hiçbirimiz hatırlamıyoruz. Oysa bilim sayesinde o günlerdeki endişelerimiz hakkında bilgimiz var. Bir bebek olduğunuzu düşünün. Elinizde kendinizden başka neyiniz var? Öyle ki ilk günlerde bebekler annelerini bile tanımaz. Sadece kendisi vardır ve var olmalıdır. Bunun için gerekli tek şey memeden akan süttür.

Acıkınca ağlar, ağlayınca meme geleceğini umar. Çünkü meme olmazsa hayatta kalamayacaktır. Hayatta kalmaktan daha önemli olabilir? Belki şuan düşününce farklı nedenlerden dolayı birçok şey sayabilirsiniz. Ammavelakin hayatınızın başında bundan daha önemli bir şey yoktu.

Günlük hayatta ölümü çok az düşünürüz, ölüm aklımıza gelmez bile. Oysa o hala orada bizim parçamız olarak durmaktadır. Ölümü yadsımak yerine onun içimizde olduğunu fark edip kabullenmek gerekir.

Russel Noyce, araba kazaları, suda boğulma, intihar girişimi gibi ölümle burun buruna gelinen anları yaşamış 200 kişiyi incelemiş. Bu inceleme sonucunda kişilerin yüzde 23’ünde yıllar sonra bile o anların etkisini gözlemlemiştir. Bu gözlemler ölümü kabullenmenin ne kadar güzel etkileri olduğunu gösteriyor. Ölümle yüzleşen o insanlar şu duygu ve düşünceleri yıllar sonra bile içlerinde barındırdılar :

  • Hayatın kısa ve değerli oluşu
  • Hayattan daha büyük zevk aldılar, algı ve duygusal tepkisellikleri arttır
  • Anı yaşamaya başladır, her anın güzelliğini keşfettiler
  • Hayatın daha fazla farkına vardılar, geç olmadan yaşayabileceklerini yaşadılar

Yalom, kitabında bunun gibi ölümle yüzleşmiş kişilerin öncesi ve sonrasına dair onlarca örnek veriyor. Varoluşçu terapi, ölümü kabullenmemizi öğütler. Ölümü kabullenmek, hayatımızın iyi yönde ilerlemesini sağlar. Ölüme dayanan tüm anksiyetelerimizin onu kabullenmekle giderileceğini öngörür.

Ölüm Anksiyetesi

Ölüm anksiyetesi nadiren kendisini açıkça belli eder. Çoğu zaman üstü örtülüdür. Evlilikten çekinen kişinin aslında ölümden anksiyetesi içinde olduğu durumlarla bile karşılaşılabilir. Evlilik, bir nevi ömür boyu sürecek durumdur. Kişiyi karşı cinsten bir kişiye bağlar, ömür boyu öyle sürmesi öngörülür.

Bedensel belirti bozuklukları olan hastalardaysa daha az üstü örtülmüştür. Hiçbir sebep olmadan, kalp ritmi normalken çarpıntı hisseden kişinin ölüm anksiyetesi olmadığı söylenebilir mi? Uyuşmadığı halde elini uyuşmuş hisseden, olmayan hastalıkların semptomlarını gösteren kişilerde ölüm anksiyetesi mevcuttur.

Varoluşçu terapi, ölüm konusunu öylesine derin işler ki! Daha önce böyle derinlikte inceleyen terapi çeşidiyle karşılaşmadım. Sadece sorunları olan kişiler için değil, tüm insanlar için faydalı terapi çeşididir. Aslına bakarsanız tüm terapiler öyledir. Varoluş terapi, hayatın daha verimli geçmesi için herkese yardımcı olabilir.

2) Özgürlük

Ölümün korkutucu olduğu gerçeğini hepimizi kabul edebiliriz. Oysa özgürlük ‘iyi’ bir terim gibi gelir. Özgürlüğe farklı bakış açılarıyla baktığımızda oldukça korkutucudur. Özgürlük aynı zaman da sorumluluk demektir. Özgür olduğumuz kadar sorumluyuz da.

Şuanda ben bu yazıyı yazarken Afrika’da neler oluyor? Suriye’de kaç kişi ölüyor? Benim o insanlara karşı sorumluluğum yok mu? Sartre’a göre elbette var. Özgürlük, özünde seçim demektir. Ben o insanlara yardım etmek yerine yazı yazmayı seçiyorum.

Eğer oturup düşünürsem o insanlar için yapabileceğim çok şey olduğunu görürüm. Günlük hayatta buna benzer olaylar aklımıza bile gelmez. Aklımıza gelmemesi sorumlu olmadığımı anlamına gelmiyor. Düşünebilen varlıklar olarak ne kadar özgürsek o kadar da sorumluyuz.

Çoğu zaman özgürlükten kaçarız. Psikolojik hastalıkların altında özgürlükten kaçışı bulabilirsiniz. Örneğin depresyon hastası kişiler bu kaçışı gösterebilir. Sorumluluk alıp duygu durumunu değiştirmek yerine yardım beklemektedir. İlaçların her şeyi halletmesi beklenebilir, birisinin kurtarıcı olarak gelmesi beklenebilir.

Varoluşçu psikotepi için özgürlük de ölüm kadar temel sorundur. Özgürlük, desteğimizin olmaması anlamına gelir. Altımızdaki zemin özgür olduğumuzda yok olur. Özgürlük sorumluluk demektir.

Özgürlük hakkında çok daha fazla bilgi almak için Erich Fromm’un ÖZGÜRLÜKTEN KAÇIŞ kitabını okumanızı tavsiye ediyorum. Hayatta sorumluluk alıp özgürlüğünüzün tadını çıkarmak için size faydalı olacaktır. Özgür olmaktan kaçtığınız zamanları görebilir, bu alanlarda sorumluluğu üstünüze alabilirsiniz.

3) Yalıtım

Varoluşçu terapi bağlamında inceleyeceğimiz diğer terim yalıtım. Yalıtım yerine yalnızlık kelimesini kullanmak isterdim ancak yalıtım günlük hayatta algıladığımız yalnızlıktan çok daha farklı. Varoluşçu psikoterapi, yalnızlıktan çok yalıtımla ilgilenir.

Her birimiz varoluş serüvenimize tek başımıza başladık. Doğarken yalnızdık, ölürken de yalnız olacağız. Çok iyi iletişim kurduğumuz kişilerle bile ne kadar yakınlaşırsak yakınlaşalım, aramızda boşluk kalacaktır. Tüm varlıklardan yalıtılmış olarak varız.

Diğer maddeler gibi yalıtılmış olmakta korkunçtur. Çoğu kişi arkadaşlarının azlığından dolayı duyduğu yalnızlık karşısında bile çok güç durumlar yaşar. Bahsettiğimiz yalıtılmışlık bu yalnızlıktan çok daha korkunçtur. Özümüzde yalnız olduğumuzu bilmek başlı başına korku sebebidir.

Eğer yalıtılmışlığı daha iyi anlamak isterseniz hayal kurabilirsiniz. Tamamen karanlık evrende olduğunuzu düşünün. Etrafınızda hiçbir aydınlık yok. Herhangi bir madde bile yok! Sadece siz varsınız. Tamamen yalıtılmış!

Mutlak yalıtılmışlığımızın farkında olduğumuzda çatışma ortaya çıkar. Yalıtımımız bizi bağlantı kurmaya, ilişkiler içinde bulunmaya iter. Böylece bunu azalttığımızı hissederiz. Gerçek öyle midir? Yalıtılmışlık giderilebilir bir şey midir?

4) Anlamsızlık

Hepimizin öleceği düşüncesini kabul etmesek de biliyoruz. Özgürlüğümüzü kullanıp sorumluluğumuzu üstümüze alabiliriz. Yarın kalkıp işe gidebiliriz. Peki neden yapalım? Madem bu kadar yalıtılmışız, madem bu hayatta tek başımızayız, neden yapalım?

Hayatın anlamı nedir? Her birimiz için farklı olan bu anlamı bulmak için neler yapabiliriz? Varoluşçu terapi, hayatınızın anlamını bulmak için size yardımcı olabilir. Bulacağınız bu anlam, koca bir hayatı sırtında taşıyacak kadar güçlü olmalıdır.

Önümüzde model alabileceğimiz kimse yok. Hepimiz evrene geldik, herkes gibi geldik, herkes gibi gideceğiz. Öyleyse herkesin hayatının anlamı farklı olmalı. Anlamsız bir hayat yaşanabilir mi? Belki sorgulamadan yaşanabilir. Hayatın anlamı yoksa yapmayı planladığımız şeyleri neden yapalım?

Viktor Emil Frankl, nazi kamplarında yaşadıklarından sonra insanın anlam arayışı için pratik önermeler sunmuştur. Ona göre insanın yapabileceği şeyleri ondan başkası yapamaz. Kimse sizin yerinize babanızın çocuğu olamaz, eşinizin karısı olamaz, öğrencilerinizin öğretmeni olamaz. Öyleyse hayatınızın amacı budur, sadece sizin yapabileceğiniz şeyleri yapmak!

Varoluşçu Savunma Mekanizmaları

Varoluşçu terapi, varoluştan kaynaklanan korkularımızı yenmek için savunma mekanizmaları tanımlamıştır. Bildiğimiz savunma mekanizmalarından farklı olarak varoluşçu psikoterapi, ölüm korkusu, özgürlük, yalıtılmışlık, hayatın anlamı gibi anksiyeteler için farklı savunma mekanizmalarını öngörür.

Gerçeğe uydurma, savunma mekanizması için örnek verilebilir. Ancak varoluşçu terapi için savunma mekanizması değildir. Hırsızlık yapan kişinin ‘açtım, hayatımı devam ettirebilmek için çalmam gerekti’ demesi gerçeğe uydurma olarak görülebilir.

Varoluşçu terapi savunma mekanizmaları :

1) Varoluşçu Psikoterapi Ölüme Karşı Savunma Mekanizmaları

  • Yerinde durmamak, sabitlenmemek : Eğer belirli bir yerde kalmazsam, belirli bir işim olmazsa, tek kişiye bağlı kalmazsam, durmadan hareket halinde olursam ölümden uzağımdır demektir! Sürekli hareket halinde olarak ölüm korkusu yenilmeye çalışılır. Hala hareket ediyorsam ölüm yakında değildir diye düşünülebilir.
  • Ölümsüz Olduğuna İnanmak : Zaman zaman hepimizin aklımıza gelebilir. Ölüme karşı savunma mekanizmaları içinde değerlendirilir. ”Ölüm herkesin başına gelebilir, ama bana değil” şeklindeki düşüncedir. Hangimiz ölümlü olduğumuza tam anlamıyla inanıyoruz ki? İnsanlar genel olarak büyük felaketlerden kurtulabileceklerine inanır. Kafanızda deprem anını planlayın. Ne yapıyorsunuz? Ölüyor musunuz yoksa kurtulmayı mı bekliyorsunuz?
  • Zamanın İlerleyişini Durdurmak : Sürekli hareket halinde olmanın tersidir. Çevrede değişiklikler olmaması için çabalanır. Aynı düzen içinde yaşamaya devam edilir. Her şey her zamanki gibi akıp gidiyorsa zaman durmuş gibi hissedilir, ölüm yaklaşamaz.
  • Başarı ile ölümü yenmek : İnsanın büyük başarılar sağlayarak ölümsüz olma planıdır. Dünyaya mükemmel bir eser bırakarak kişinin adı yaşar, o artık ölümsüzdür. Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk gibi. Ancak bu savunma mekanizmasında amaç yapılan iş değil, ölümsüzlüktür.

2) Varoluşçu Terapi Özgürlüğe Karşı Savunma Mekanizmaları

  • Başkasına Yüklemek : Sorumluluk başkasına yüklenerek özgürlüğün getirdiği yüklerden kaçınılır. Çok trajikomik bir örnek vereceğim, böylece devletin yeri geldiğinde nasıl insan gibi değerlendirilebileceğini göreceksiniz. Ülkemizde şuan ekonomik kriz yaşanıyor, oysa biz ne diyoruz? ”Bu dış güçlerin işi! Bunu Amerika yapıyor” tarzında cümleler. Sorumluluğu üstümüzden atmak için daha ne yapabiliriz ki? Oysa bu savunma mekanizması yapıcı değildir. Varoluşçu terapi sayesinde özgürlük sorunları çözülebilir.
  • İkincil Kazançlar : İkincil kazancın ne demek olduğunu biliyor musunuz? İkincil kazanç, hastalıktan dolaylı olarak kazanç sağlamaktır. Eğer panik atağı olduğu için eşi onun üstüne daha çok düşüyorsa bu bir ikincil kazançtır. Sorumluluktan da aynen böyle kaçabiliriz. Psikolojik rahatsızlığı olan kişi sorumlu olduğu olaylara karşı kontrolü kaybetme tepkisi verip delirme rolü yapabilir. Böylece etrafındakiler ona yüklenmek yerine şefkat gösterebilir.
  • Tamamen masum! : Kişi kendisini yaşanılan olayın tamamen dışında tutup edilgen tutum takınır. O, olayların sorumlusu değildir, olaylardan etkilenen masum birisidir.
  • Özgürlükten Kaçma : Eğer bir konu hakkında seçim yapmazsanız, bir şeyi istemezseniz böylece sorumlu olacağınız bir şey kalmaz.
  • Kompülsiyonlar : Sorumluluktan kaçış için diğer yoldur. Bağımlılıkların neredeyse hepsi bunun içine sokulabilir. Tekrarlayan davranışlar durmadan tekrarlanır, kişinin hayatında başka seçimler yapma şansı kaybolur. Seçim yapmayacaksa sorumlu da olmayacaktır. Kumar bağımlılığı buna örnek olarak verilebilir. Bir takımın fanatiği olmak, cinsellik zorlantısı, alkolizm diğer örneklerdir. Varoluşçu terapi, tüm bu davranışları sorumluluktan kaçma mekanizması olarak görür. Her akşam alkol alıyorsanız, yarın akşam için seçim yapmanıza gerek yoktur.

3) Varoluşçu Psikoterapi Yalıtıma Karşı Savunma Mekanizmaları

  • Başkalarına Tutunma : Başka kişilere tutunarak varoluşsal yalnızlıktan kurtulma amaçlanır. Sürekli ilgi ve sevilme isteği duyulur. Birey, sadece başka kişilerle ilişki halindeyken var olduğunu hisseder.
  • İşkolik Olmak : Sürekli çalışarak zaman öldürülür. Zaman, hiçbir zaman o anda yaşanmaz. An sürekli meşgul edilir. Bu kişilerin en sorunlu olduğu günler tatil günleridir. Tatil günlerinde anksiyete eğilimi gösterirler. Her an iş yaparak yalıtılmışlıktan kurtulmayı amaçlarlar ancak tatil günlerinde zamanın kendisiyle baş başa kalacak kadar boş olurlar.
  • Kişilere Bağımlılık : Çocukluğumuzda hepimiz bağımlıydık. Ailemiz olmadan hayata tutunmamız imkansızdı. Zamanla büyüdük, herkesten ayrı bireyler olduk. Böylece yalıtılmışlığa ilk adımımızı attık. Yalıtıma karşı birilerine bağımlı olarak kaçmak, savunma mekanizmalarından birisidir. Varoluşçu terapi yalıtımı kabul ederek daha huzurlu hayatı amaçlar
  • Cinsel Zorlantı : Varoluşçu terapi savunma mekanizmaları içinde çok karşılaştık. Burada da bir rolü var. Aslında kişilerle ilişki içinde olmanın farklı ve yetersiz yolu. Cinsel ilişki sayesinde yine kişisel ilişkiler gibi ilişki içinde olmak amaçlanır. Ancak sadece dürtüsel davranışlarla sağlıklı ilişki sağlanamaz.

4) Varoluşçu Psikoterapi Anlamsızlığa Karşı Savunma Mekanizmaları

  • Sürekli Çabalamak : Birey, sürekli mücadele içinde olarak anlamsızlıktan kurtulmaya çabalarlar. Toplumsal olaylarda en önde olurlar. Olaylar durulduktan sonra bile mücadelelerine devam ederler.
  • Kayıtsızlık : Bitkisel yaşam tam bir kayıtsızlık örneğidir. Aynı zamanda depresyona karşı savunma mekanizması olarak görülebilir.
  • Hiçcilik : Nihilizm olarak bilinir. Agresif tutumdur, anlamı olan şeyler bile anlamsız olarak nitelenir.
  • İşkoliklik : Yukarıda bahsedildi. Yine meşguliyet yoluyla anlamın sorgulanmasından kaçılır.

Varoluşçu terapi savunma mekanizmalarını hepimiz zaman zaman kullanıyoruz. Bunlar hakkında bilgi sahibi olmak gerçekten herkes için çok önemli. Kaçtığımız sorunlarla yüzleştiğimizde bu sorunları aşmak için şansımız ortaya çıkar.

Varoluşçu terapi eğitimi bu yüzden tüm insanlar için önem taşır. Varoluşçu Terapistler yazıkları kitaplarla bu konuda çok büyük yardımcı olmuşlardır. İrvin Yalom ve Viktor Emil Frankl’ın bahsettiğim kitapları sizlere çok büyük yardım edecektir.

Varoluşçu Psikoterapi depresyon hastaları içinde faydalıdır. Yukarıda bahsettiğimiz maddeler depresyon hastalarında sık görülür. Bu yüzden gerçekten hayatın tadını çıkarmak istiyorsanız varoluşçu terapi hakkında geniş bilgi sahibi olmalısınız.

Varoluşçu Psikoterapi PDF İNDİR :

[sociallocker id=4066]

[/sociallocker]

Not: Mobil cihazlarda iki kere tıklayın.

Varoluşsal terapi makale ve varoluşsal terapi örnekleri için İrvin Yalom kitaplarını şiddetle tavsiye ediyorum! Terapinin nasıl yapıldığını, usta terapist olan Yalom’dan öğrenebilirsiniz.

Varoluşçu bunalım için varoluşçu terapi teknikleri vazgeçilmezdir. Nasıl ki düşünce sorunlarımız için Bilişsel Davranışçı Terapi’yi kullanıyorsak, varoluşsal sorunlarımız için de varoluşsal terapiyi tercih etmeliyiz. Bütüncül psikoterapi tam da bu demek!